Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, yeme bozukluklarının aile tutumlarıyla ilişkisi ve hastalara yaklaşımın önemi hakkında açıklamalarda bulundu.
Eleştirel ve mükemmeliyetçi ebeveyn tutumları yeme bozukluklarını tetikleyebiliyor!
Yeme bozukluklarının gelişiminde aile tutumlarının önemli bir rol oynayabileceğini dile getiren Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Özellikle başarı odaklı, mükemmeliyetçi ve eleştirel ebeveyn yaklaşımları hem yeme bozukluklarını tetikleyebiliyor hem de mevcut sürecin seyrini olumsuz etkileyebiliyor.” dedi.
Aile içinde beden, kilo ve beslenme üzerine sık ve eleştirel yorumlar yapılabildiğini aktaran Elbaşoğlu, “Diyet, kilo verme ve yeme davranışlarının sürekli gündem olması çocuk ve ergenlerde yeme bozukluklarına zemin hazırlayabiliyor. Aynı şekilde çocuğun bedenine yönelik olumsuz değerlendirmeler, beğenmeme ya da eleştirme gibi tutumlar da risk faktörü olarak öne çıkıyor.” şeklinde konuştu.
Anoreksiya kısıtlama ve kontrol, bulimia ise tıkınırcasına yeme ve telafi davranışlarıyla karakterize!
Söz konusu yeme bozuklukları arasında Anoreksiya Nervoza ve Bulimia Nervoza’nın öne çıktığını kaydeden Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Anoreksiya Nervoza temel olarak yeme kısıtlaması ve aşırı kontrol davranışları ile karakterizedir. Bulimia Nervoza ise tıkınırcasına yeme ataklarının ardından kusma ya da telafi edici davranışlarla seyreder.” dedi.
Bazı vakalarda bu iki tablonun birlikte görülebildiğini ya da zaman içinde birinin diğerine dönüşebildiğini ifade eden Elbaşoğlu, şunları söyledi:
“Psikolojik açıdan anoreksiya nervozada kontrolcülük, mükemmeliyetçilik, inkar ve kusursuz olma isteği ön plandadır. Kişi kendi bedenini ve yeme davranışını sıkı bir şekilde kontrol etme eğilimindedir. Bulimia nervozada ise dürtüsellik, duygu düzenleme güçlüğü, kontrol kaybı ve yoğun utanç duygusu daha belirgindir. Yeme ataklarını genellikle pişmanlık ve suçluluk takip eder.”
Yeme davranışı ve beden kontrolü kişinin kimliğiyle bütünleşebilir!
Özellikle anoreksiya nervoza vakalarında hastalığın kabul edilmemesinin sık görülen bir durum olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Sera Elbaşoğlu, “Bu kişilerde güçlü bir inkar mekanizması ve ego-sintonik bir yapı söz konusudur; yani yeme davranışı ve beden kontrolü kişinin kimliğiyle bütünleşmiştir. Kişi, ‘bedenimi kontrol edebildiğim sürece değerliyim’ gibi bir inanç geliştirebilir. Bu nedenle hastalık algısı zayıf olur ve tedavi süreci daha dirençli ilerleyebilir.” dedi.
Yeme bozukluğu yaşayan bireylere yaklaşımda eleştirel ve yargılayıcı dilden kaçınılmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Elbaşoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu kişilere yöneltilen ‘çok zayıfsın’, ‘çok kilo aldın’ gibi beden odaklı yorumlar ya da yemek yemeye yönelik baskı içeren ifadeler süreci olumsuz etkileyebilir. Bunun yerine daha destekleyici, anlayışlı ve yargılamayan bir iletişim tarzı benimsenmelidir. Aile içi iletişim sorunları da yeme bozukluklarının önemli bir bileşeni olabileceğinden, tedavi sürecinde bu alanın da ele alınması gerekir.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı







